Bugün, 09 Eylül 2010 Perşembe

Edebiyatçılarımız

    Fuzuli

    Fuzuli(1494-1555)

    Fuzuli’nin ismini ne zaman duyacak olsak aklımıza gazeller,aşk,duygusallık ve ‘Leyla ile Mecnun’ gelir.Leyla ve onun aşkıyla  Mecnun olan iki gencin dillere destan aşkını şiirle anlatan Fuzuli,gösterdiği başarı ile dünyanın belki de en görkemli aşk şiirini bize etmekle kalmamış Leyla ve Mecnun’u bütün aşıkların kahramanı yaparak dünya klasikleri arasında yer almalarını sağlamıştır.Mecnun’un kelime anlamı ‘ deli ‘ demektir,ama Fuzuli’nin etkili dili sayesinde milyonlarca insan deli olmayı gönüllü olarak kabullenirler ve aşka düşünce kendilerini Mecnun’a benzetirler.

       Fuzuli’nin kendi hayat hikayesi hakkında yazık ki fazla bir bilgi mevcut değildir.Eserleri hakkında yüzlerce kitap yazıldığı halde,Fuzuli’nin biyografisi üzerine yapılan bilimsel araştırmaların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.Değerli araştırmacı A.Karahan’ın Fuzuli adlı bilimsel çalışmasına göre Hile ve Kerbela’da doğan Fuzuli Bayat adlı meşhur Türk boyuna mensuptur.Türkçe,Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen ve şiirlerini bu üç dilde birden yazan büyük şair,hadis,tefsir,geometri,astronomi,kimya

    tıp ve felsefe alanlarında da bilgi sahibidir.İlk şiirlerini aşık olduğu ve sonrasında eşi olan Arapça hocasının kızına yazdığı söylenmektedir.

       Divan edebiyatının en büyük şairlerinden olan Fuzuli,hayatı boyunca rahat bir hayat yaşayamamış ama gönlünce üretmeyi bilmiştir.Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethettiği dönemde Bağdat’ta bulunan Fuzuli,orduda görevli dönemin ünlü şairleri Hayalî ve Taşlıcalı Yahya Bey ile tanışarak,kendi şiirlerini padişaha sunma imkanı bulmuş,Kanuni de kendisine vakıf gelirlerinden küçük bir maaş bağlatılmıştır.Bu maaşının zamanında ödenmemesi üzerine Fuzuli’nin sıkıntıya düştüğü ve ünlü ‘Şikayetname’sini bu nedenle kaleme aldığı bilinmektedir.Dünyanın en güzel şehri İstanbul’a gitmeyi ve burada yaşamayı çok arzulayan Fuzuli,bu hayalini gerçekleştirememiş,1556 yılında bir veba salgınında vefat etmiştir.Türbesi Kerbela’da olup,son Irak savaşında Amerikan gülleleriyle yıkılmıştır.

       Şiirlerinde insanın bildiği aşk anlayışından yola çıkarak manevi aşka ulaşmayı ele alan Fuzuli,aşkın çileli olduğunu söyleyip bu çilenin çoğalması için dua eder.Çünkü bu acı ona göre şikayet edilecek bir acı değil,insanı olgunlaştıran bir öğretmen gibidir.Şiirlerinde hiç denenmeyen biçimlere yer veren şairin gazelleri daha yalın iken kasideleri daha süslü,sanatlı ve karmaşık bir yapıdadır.O güne kadar divan edebiyatı şairlerinin kullandığı söz sanatlarından uzakta durmuş ve kendine özgü lirik bir tarz oluşturarak Fuzuli olmayı hak etmiştir.

       Bilinen eserlerinin sayısı 16 olan Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’dan sonraki en büyük eseri,’kutlu kişiler bahçesi’ anlamına gelen ‘Hadikatü’s Süeda’ isimli kitabıdır.İslam tarihinin hüzünlü olaylarından birisi sayılan Haz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesini tasvir eden eser,şiir ve düz yazı şeklinde yazılmış bölümlerden oluşur ve oldukça etkileyicidir.

       Fuzuli beş yüz beyitten oluşan Beng ü Bade(Afyon ve Şarap) adlı mesnevisinde ise Osmanlı Padişahı 2. Bayezid ile Safevi hükümdarı Şah İsmail’i anlatır.Tıp ile ilgili bilgilerini anlattığı ‘’Sıhhat  ü Maraz’’ isimli küçük mesnevisi yanında Türkçe ve Farsça adları karşılaştırıldığı Risale-i Muamma’sı,Enisü’l-Kalb isimli kasidesi,Rind ü Zahid isimli düzyazısı ve insanın serüveninden hakikate nasıl ulaşabileceğini anlattığı Matlau’l-İtikâd isimli eserleri önemli yapıtları arasındadır.Onun ülkemizde bilinen en önemli eserlerinden birisi de hiç şüphesiz peygamber sevgisini anlattığı ‘Su Kadidesi’dir.

       Bu büyük şair kendisine niçin Fuzuli mahlasını seçtiğini şöyle anlatıyor:’’Şiire yeni başladığımda her gün bir mahlas beğeniyor,sonra aynı mahlası kullanan bir şaire rastladığımda onu bırakıyordum.Öyle bir mahlas bulmalıydım ki,kimse onu kullanmasın.Böylece Fuzuli mahlasını aldım.’’Fuzuli hem ‘’boş,lüzumsuz’’ anlamına gelir,hem de ‘’faziletli,değerli’’ demektir.


    Yorumlar   0 Yorum yapıldı.  Yorum Yapın
    Yorum bulunamadı