Bugün, 09 Eylül 2010 Perşembe

Edebiyatçılarımız

    Evliya Çelebi

    Evliya Çelebi(1611-1682)

    Şimdiki gibi uçakların ,otomobillerin,otobüslerin olmadığı bir çağda ülkeler gezmenin ne kadar zor bir şey olduğunu herhalde hepiniz takdir edersiniz.1630 yıllarında yirmili yaşlarda İstanbul’u yaya olarak dolaşmaya başlayan genç,daha sonrada bu merakı sayesinde ünlü bir seyyah olacak ve dünyanın bir çok yerini görecektir.Evet!...Evliya Çelebi’den bahsettiğimizi anlamışsınızdır.On yedinci yüzyılda yetişen ve yazdığı ‘Seyahatname’ kitabı ile dünyaca tanınan bir kişi olan Evliya Çelebi’nin gezme heves ve macerası gördüğü bir rüya ile hız kazanmıştır.Kendi anlattığına göre Çelebi bir gece rüyasında  camide namaz kılarken kalabalıklar arasında Peygamber Efendimiz Haz. Muhammed’i (S.A.V) görür ve ,’’Şefaat Ya Resulallah’’ diyeceği yerde heyecan içerisinde ‘’Seyahat Ya Resulallah’’ diye bağırıverir.Bunun üzerinde Haz. Peygamber de ona gülümseyerek ‘Hem seyahat,hem şefaat,hem de ziyaret olsun’’ diye dua eder.İşte macera ogün başlar…

       Rüyanın etkisinden kurtulamamıştır.Ertesi gün çağın büyük şeyhlerine bu rüyayı yorumlatıp,onlardanda ‘’İstanbul’u dolaş,gördüklerini yaz.Böylece ilme de hizmet edersin’’ yanıtını alınca giyer çarıklarını ve başlar gezip izlemeye.Yazdığı 10 ciltlik gezi kitabının ilk ciddi böylece İstanbul’dan başlar.

       Aynı zamanda çok güzel bir sese sahip olan Evliya Çelebi,camilerde okuduğu Kur’an ve tatlı sohbetiyle herkesi hayran bırakıyordu.Bir Kadir gecesinde Ayasofya Camii’nde mevlit okurken Sultan 3. Murat’ın dikkatini çekti.Padişah,silahtar Melek Ahmet Paşa’nın refakatinde onu saraya aldırdı.Böylece Evliya Çelebi,bir çok devlet adamının hizmetinde uzun yolculuklar yapma şansını elde etti.Anadolu’nun bir çok şehrini,Kırım’ı,Girit’i,Azerbaycan ve Gürcistan’ı,Bosna’yı,Sofya’yı,Avusturya Viyana’yı,Almanya’yı,Macaristn’ı,Moldavya’yı,Kafkasta’yı,Hollanda’yı,Selanik ve Mora’yı bu şekilde gezdi.Hac yolculuğunda da Suriye,İran,Irak,Mısır,Sudan ve Habeşistan’a uğradı.Neredeyse tanımadığı insan ve şehir kalmayan Evliya Çelebi,yetmiş yıllık hayatının elli yılını seyahatlerde geçirdi.Keskin zekası,gözlemci ve öğrenmeye açık zihniyle seyahatlerini kağıda döktü.Dolaştığı her şehir ve ülkenin tarihlerini,binalarını,gelenek ve göreneklerini,tanınmış bilim adamlarını ve sanatçılarını titizlikle kaydetti.Halk arasında dolaşan efsaneleri,masal ve batıl inanışları da deryelen seyyah,yüzlerce yıl sonrasına kaynak olacak bir eseri böyle ortaya çıkardı.

       Ancak Evliya Çelebi’nin bir özelliği de yazdıklarını kuru bilgilerle değil bütün ayrıntılarıyla ve yer yer de abartarak anlatmasıdır.Bu özellik biraz tuhaf karşılansa da yazdıklarının okunmasında önemli bir etken olmuştur.Sözgelimi Erzurum’u anlatırken,şehrin soğuğunu tarif için’’Bir kedi bir damdan diğer dama atlarken havada donup kalmış.Bahar geldikte donu çözülüp mırnav deyü yere düşmüş be yürüyüp gitmiş.’’ der.Aslında Evliya Çelebi kendisi fazla abartmaz;ne var ki gezdiği yerlerde abartılarak anlatılan öyküleri yazması,sanki onun her şeyi abartmış olduğu fikrini yayar.

       Bir çok kitapda yer almayan ve o güne kadar duyulmayan çok ilginç bilgileri kendi gözlemleri ile akratan Evliya Çelebi,akıcı üslubu sayesinde yazdıklarına çekicilik kazandırmıştır.

       25 Mart 1611’de İstanbul Unkapanı’nda başlayan dünya yolculuğunun son durağının Mısır olduğu sanılmaktadır.Dünyanın heryerini bize tanıtan Evliya Çelebi’nin mezarı bilinmemektedir.Seyahat edebiyatının bu ilk ve bütük temsilcisinin gördükleriyle birlikte duyduklarını da aktardığı Seyahatname’de üç yüz yıllık bir tarih gizlidir.


    Yorumlar   0 Yorum yapıldı.  Yorum Yapın
    Yorum bulunamadı