Yıl yanıyor yasında, Kan kınası ışıyor elinin ayasında. Gülümsüyor Mehmed’im Çarşının Aynasında…
Yeni bir sabaha kuşandı atlarımız Kahve bir ağıta aldırmadan yürümelisin Doludizgin yamaçlarına yüce dağların Bir fırtına tutkunu gibi sürülmelisin
Bülbül ne ses verir ve ne güllerden iz kalır Bin-bir çiçekli dal, kırılır meyvesiz kalır
“Kalbimizde her bahar körpe çiçekler açar, Kerem ile Aslı’yı kül eden âteş!”
Kişneyince küheylân, ansızın koptu yıllar… Gönlümün heybesinde bir moloz taş gibiyim. Bir-bir kuleleştikçe önümdeki kuyular, Yetmiyor bu yığını anlamaya duyular.
Doğduğum günden beridir Kırılmış bütün mızraplarım Ağıtlar üzerinde duruyor yaslı yürek Yeni bir doğuş gibi nasıl hissetsin
Ne zaman geçmeye başlarsa fasıllar Dede’yi Eririm hep kapılıp sihrine “ten-nen”nilerin Sığmayıp devrine fethetti asırlar öteyi En büyük usta! Senin her hünerin,her eserin
Sesin bittiği yerde durup Haykırmak istedim seni Gül bahçelerine Yetmedi nefesim Yapamadım...
Düş/ötesi oluşum: karda leylâk kokusu Rahmet sun sahramıza, ey ulular ulusu
Güneş bir mızrağın ucundaydı batı ufkunda Ufuksuz dağların eteğindeydi geceler Çok uzak bir çölde kum içiyordu bir yılan Çok uzak bir sahilde şimşek çakıyordu